
Öğrenci Kafasıyla Kaliforniya Yolları
Her şey Mevlana programıyla burslu değişim öğrencisi olarak gittiğimiz Amerika’da başladı. Günler geçtikçe arkadaş çevremiz artıyor ve yeni ortamımızla keşfetmek istediğimiz rotaları konuşur oluyorduk. Yaklaşık dört litreye karşılık gelen bir galon benzinin sekiz lira civarında gezinen fiyatı kafamızda çizdiğimiz rotaların maliyetinin öğrenci bütçesiyle gerçekleştirebilir olduğunu gösteriyordu bize. Yine yolculuktan bahis açılan bir günde aniden bir karar alındı ve dört kafadar arabada bulduk kendimizi. İstikamet az çok belliydi, Yosemite Milli Parkı’na ulaşmaktı ilk hedef, sonrası içinse ‘kervan yolda düzülür’ felsefesindeydik. Yola, öğlen vakti çıkmış olsak da neredeyse her köşe başında durduğumuzdan dolayı yolu uzatmış ve bu esnada da garip mi garip olaylara tanıklık etmiştik. Su almak için durduğumuz bir esnada, polisler tarafından eşlik edilen bir arabadan indirilen ve daha sonra Meksikalı olduğunu öğrendiğimiz bir çiftin, kelepçelenmesi bunlardan en unutulmazıydı. Onların bu durumla karşılaşmalarının altında yatan nedeni ise hiçbir zaman öğrenemedik.

Eve dönüş istikametindeki Big Sur Milli Parkı‘ndan geçerken aracımızın sürücü kontrol panelinde beliren sarı ışıkla, gecenin karanlığında yolda kalmanın eşiğine geldik. Uğradığımız benzinliklerin pompalarına kilit vurmuş olması içimizi daha da karartsa da açık bir benzinlik bulduğumuzdaki mutluluk, ilk kez canlı bir rakun görmenin şaşkınlığıyla birleşti o akşam. Zil çalan karnımızı, yüzümüze gülen benzinliğin kapanmış olan restoranından değil ama elimizde kalan son fasulye konserveleriyle doyurduk. Bu uzun gece, dağları aşıp indiğimiz bir Kaliforniya sahilinde yakılan ateş ve çevresine sıralanan dört uyku tulumunun akıllardaki görüntüsüyle sona erdi. Gece dalgaların sesiyle uykuya daldığımız sahil, sabahın ilk ışıklarıyla sörfçülerle dolup taşmıştı. Biz, onları orada bırakarak günlerdir yolda olmanın verdiği yorgunlukla hikayeyi sonlandırmak için başladığımız noktaya, okula, doğru sürdük arabayı.